İLTUR'DA HAYAT
 

    İlturlu tekneler, Gerence Körfezi'nin köpürttükleri sularıyla öpüşmedikleri zamanda, balıkçı barınağımız tamamlanınca terk edecekleri, büyük plajın koynunda sakin sakin dinlenirler.

 

    Akşam saatlerinin huzurlu sessizliğinde, onlar da nazlı nazlı salınır durur. Eski bir şarkıyı dinliyor gibidirler.

 

    O eski şarkı neyi anlatıyor dersiniz?

 

 

 

Gün olur, o asude şarkı silinir gider anılarımızın sararmış zamanlarında...

    Zaman artık rüzgardır, yel'dir. Çoğu zaman Poyraz, zaman zaman da Karayel'dir...

    Tıpkı aksak tartımlı bir horon gibi, oynaşır durur Gerence'nin ortasında dalgalar. Soluk almaz, dur durak bilmez bir coşkuyla depreşir durur, kıvranan gönüller misali...

    Gün akşama dönüp de, dalga suçlu çocuk gibi "Süt dökmüş kedi" rolüne soyununca, iskelede bir hareket ve pervaneler bir bir dönmeye başlar. Rota: Karagöz Taşı... Rastgele...

 

    Bazen de deniz, erbabına göre "Yatık", acemisine göre ise "Çarşaf gibi"dir... Rüzgar adeta esmez... Esse bile nereden estiği asla anlaşılmaz. Çapanın ipi bile suya batmaz... Zaten o suya aslında çapa da atılmaz...

Balığa çıkanlar, kavağa çıkmış gibi olur. Çünkü ne "Olta"da ne de "Sırtı"da hayat yoktur. Aynı yemler, iğnelerin ucunda defalarca aşağıya iner, çıkar... Teknedekiler, avuntu aracasına birbirlerine "Tıkladı mı?" diye sorar durur.

Böyle günlerde balık avlamaktansa, körfezde turistik geziler yapmak daha evladır. İki küçük adanın akvaryum misali sularında mola verip, ada turları düzenlemek, sıkı bir serüvendir...

 

İşte o an İltur'u görür ve heyecanlandığınızı duyumsarsınız. Eviniz, evladınız; eşiniz, sevdalınız; gündüzünüz, geceniz; yaşanmışlıklarınız ya da beklentileriniz oradadır.

Ardındaki dağa yaslanmış, ayaklarını maviliğin sonsuzluğuna uzatmış bir güzeldir İltur.

İlturlu olmayanın kıskandığı, olanlarında değerini gün be gün daha iyi anladığı bir güzelliktir.

Gerence Adası ile İltur sahili arası, birçok İlturlunun yüzme parkurudur.

 

    İlturluların en önemli eksikliği sosyal alandadır. Yönetim Kurulumuz bu eksiklik için 2005 yazına var gücüyle hazırlanmaktadır.

Ancak gene de bazı etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Bunların en önemlilerinden birisi 16 Ağustos 2002 tarihinde bir ortağımızın organizasyonu ile gerçekleştirilen tekne gezisidir.

 

 

 

Bu gezide artık delikanlı ya da genç kız olan İlturlu çocuklar çılgınca eğlenmişler ve gezi teknesindeki kaydırak büyük ilgi görmüştür.

Fotoğrafta da görüldüğü gibi en çok ilgi gösterenlerin başında ise Emre ile Aykut gelmekteydi.

 

    Özellikle "Eşek Adası"nda verilen mola ve sevimli eşekler arasında yapılan ada turu oldukça neşeli geçmişti.


 

Geziden dönüşte, İltur'da kalıp da katılamayan dostlar gidenlerin anlattıklarını zevkle dinlediler ve kendileri katılamadıkları için oldukça hayıflandılar.

2005 yazında yeni gezilere hepimiz hazır olalım.

 

"Balık avı" İlturluların vazgeçilmez tutkusudur.

Av'a çıkmanın verdiği heyecan anlatılamaz...

"Akşam Suyu"nun kısmete neler çıkaracağını "Vira Bismillah" derken bilebilmek olası mıdır?

Bu bilinmeze boşuna "Rastgele" dememişler...

 

İster olta olsun, ister ağ ya da parakat; av dönüşü mutlaka takımlar bakım ister. Oltalar elden geçirilir, ağlar ayıklanır, temizlenir ve yıkanır. Yırtığı var ise göz göz onarılır.

Artık her şey yeni av gününe kadar beklemededir...

 

    Bazı İlturlular için ise "Av" demek iskele üstünde, elde olta ile adeta "Derviş misali bekleyiş" demektir.

Beklenen ne midir? Belli mi olur... Deniz bu... İstedi mi neler vermez?

İster misiniz, oltaya bir "Kasım Çipurası" atlasın?

 

Bazı İlturlular ise oltayı elle tutmayı sevmezler. Onlar için varsa yoksa, önemli olan makinedir.

Şöyle bir salladı mı, iğneyi 20 metre öteye atabilir. Ondan sonra da makarayı yavaşça çevirir. Tıpkı Ahmet Haşim'in "Merdiven" şiirinde söylediği gibi, "Ağır ağır..."

Olta hafifçe dibe sürüyecek ve tahrik olan balık, zokayı yutup iğneye atlayacaktır...

 

Bazı İlturlu komşularımız için "Av"ın anlamı sadece "Kalamar"dır. İskelemiz bu av için cennet sayılır.

Sıcak yaz geceleri, biraz da çırpıntı var ise, iskelede her yer "Salon-balkon ayakta" misali gibidir.

Sabah, iskeleye gelenler, betonun üzerindeki siyah lekelerden, bir gece önce ne kadar "Katliam" yapıldığını şıp diye anlarlar.

 

Kalamar, deniz ürünlerinin en önemli ve lezzetlilerinden biridir.

Bol yağda kızartılır ve çıtır çıtır yenir. Uygun boyda olanları, parmaklarınızla birlikte yiyeceğiniz lezzette dolma olur.

Seyrek de olsa, açıkta ve dipte oltaya gelenleri de olur. Ama bunlar asla küçük olmazlar. Hatta 1.5 kiloyu geçen ağırlıkta olanlarını da yakalama şansı vardır.

 

   Bazen de -genellikle balığın oltacılara küs olduğu zamanlarda- ve herkesin av dönüşü "Bu denizde bi ... yok!" feryatlarıyla, makam dışı ezgiler tutturduğu ortamda, adeta mucizelere tanık olur İltur ve İlturlular. Gökler delinir, denizler yarılır ve adeta Hz. Musa'nın Tur Dağı'ndan kopup Kızıldeniz'i yarma harekatıyla geçişi gibi, kopup geliverir bir yiğit. Ama bu yiğit Altaylardan değil; güneyden, Kahire dolayı çöllerden gelmiştir. Üzerinden Şarm el şeyh'in suları damlamaktadır. Bu sular Gerence Körfezi'ninkilerle karışır karanlık gece yarıları. Sinaritler de alesta beklemektedir zaten. "Ta nerelerden geldin. Ölürüz biz senin yoluna. Vur bizi ağbi" diyerek dizilirler Fatih kardeşimizin zıpkınının ucuna. İnanmıyor musunuz? İşte kanıtı ortada! "Dikkat! Sağa bakınız. Şekil on yedide, sinaritler size de selam durmakta!

 

 

Gerence, sonbahar aylarında oldukça etkili doğa olayları yaşamaktadır.

Sis de bunlardan biridir. 31 Ekim 2004 sabahı İltur'da yaşayanlar yeni bir güne uyandıklarında neredeyse göz gözü görmemektedir. Balıklıova yolunun bulunduğu vadiden adeta kayarak akan yoğun bulutlar her yanı kaplamıştır.
 

 

 

   Sitede kalmakta olan herkes sahile koşmuş ve heyecanla bu gizemli olayı izlemiştir.

Yandaki fotoğrafta gördüğünüz tekne, iskelemizin yaklaşık 50 metre açığında iken çekim yapılmıştır.

Sis, öğle saatlerine doğru dağılmıştır.
 

 

 

İltur'da her sevdanın ayrı bir mevsimi, her mevsimin ayrı çiçekleri vardır.

İltur suyunun tüm tuzu ve sodasına karşın, yetiştiren ellerin hüneri ve içlerindeki doğa sevgisiyle, suyun inadına çiçekler salkım salkım dökerler güzelliklerini...

Güneşin ışıklarıyla öpüşerek büyütürler kendilerini İltur'un bahçelerinde...

Nilgün hanım, kırmızılı beyazlı begonvillerine nasıl da gözü gibi bakıyor bilir misiniz?

 

 

   Begonviller, İltur'un vazgeçilmez iki çiçek türünden biridir.

Oldukça vefalı ve dayanıklıdır. Gövdesi yılda iki kez yoğun çiçekle kaplanır.

 

 

Hele bir de sırtını poyraza vermiş İltur evlerinin, güney yönüne bakan yüzlerinde ekili iseler, yaz boyunca oldukça keyifli görünürler.

 

  Kimi de olmazı arar ısrarla. Bazen güç de olsa başarır olamayacak 'ı, oldurmayı.

Öyle güzellikler devşirir ki, tomurcuklar patladığında, çiçek bile şaşar o su ile açabildiğine...

Gene de düşünür "Ben nasıl açtım böyle olmaz bir yerde" diye...

Birden bir sıcaklık duyumsar hücrelerinde. Bir İlturlunun emeği ve de yüreğinden gelen ısımadır duyumsadığı...

O zaman, boy verdiğinden, dal saldığından ve de tomurcuk patlattığından hoşnut, salınır durur bahçelerimizde...

 

İltur, güzelliktir...

İltur, renktir...

İltur, çiçektir...

 

Her mevsim;

Yeni "Merhaba"lar arasında türlü renkte kır çiçekleri de vardır...

 

Ender bulunan Japon Gülleri de...

Tıpkı bu pembe olanı gibi...

 

Ya da beyaz...

 

Ama sonuçta bahçelerimizde o güzellikler her yaz...

Japon Gülleri'nin arasında mutlu Gül,

tüm arkadaşları gibi Gerence'de olmayı çok seviyor...

İltur'lu olmaktan gurur duyduğu gibi...
 

 

DEVAMI GELECEK...